Kategoriler
Bağlantılarım
*
*
*
*
|
Diyet Yaparken Nelere Dikkat edilmeli
malum artık yaz ayları geliyor. artık diyet yapma zamanı geldi de geçiyor hanımlar. işte diyet yaparken nelere dikkat edeceksiniz bakalım
Sık sık, azar azar beslenmek metabolizmayı hızlandırdığı gibi, yavaş
yemeyi de sağlar. Aç kalmak ve öğün atlamak, bir sonraki öğünde hem
hızlı hem de fazla yemek yenilmesine neden olur.
Kilo fazlası olanlar genelde öğün atlayarak, hiçbir şey yemeyerek sonuç
almaya çalışır. Böyle bir davranış, vücudu açlıktan ölme paniğine
sürükler ve ‘kıtlık’ moduna geçen metabolizma yavaşlar, yağ yakmak
yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama yoluna gider. Bu
nedenle başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmaması ve 2.5 - 3
saatlik aralıklarla beslenilmesi gerekir.
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2000 yılı sağlık raporunda şişmanlık, “vücutta
fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi
edilmesi gereken bir sağlık sorunu” olarak tanımlanıyor. Aşırı besin
alımı, yetersiz fiziksel aktivite, kalıtım, nöroendokrin etmenler,
psikolojik sorunlar, cinsiyet, eğitim düzeyi, evlilik, doğum sayısı,
sigarayı bırakma, alkol kullanımı gibi faktörlere bağlı olarak gelişen
şişmanlık tek başına olduğu gibi komplikasyonları ile de yaşam süresini
kısaltan ve yaşam kalitesini düşüren ciddi bir hastalık.
Komplikasyonları arasında ilk akla gelenler: Kalp-damar hastalıkları,
hipertansiyon, şeker hastalığı, bazı kanser türleri, solunum
rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, safra kesesi hastalıkları, eklem
hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık... şeklinde sıralanabilir.
Çağımızın bu önemli sağlık sorununu çözmek için ne yapmalıyız? Her gün
gazete, dergi, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçlarında
onlarca “şok diyetler” ile karşılaşıyoruz. Genel ilkeleri benzer
olmakla birlikte diyet mutlaka “kişiye özel” olarak hazırlanmalı. Çünkü
herkesin metabolizması farklılıklar gösterir, tıpkı parmak izi gibi.
Öte yandan kilo fazlası olanlar genelde aç kalarak, öğün atlayarak,
hiçbir şey yemeyerek sonuç almaya çalışır. Böylesi bir davranış, vücudu
açlıktan ölme paniğine sürükler ve “kıtlık” moduna geçen metabolizma
yavaşlar, yağ yakmak yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama
yoluna gider. Buna karşılık sık sık, azar azar beslenmek metabolizmayı
hızlandırdığı gibi, yavaş yemeyi de sağlar. Aç kalmak ve öğün atlamak,
bir sonraki öğünde hem hızlı hem de fazla yemek yenilmesine neden olur.
O nedenle başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmamalı, 2.5 - 3
saatlik aralıklarla beslenilmelidir.
Katı margarin, tereyağı, kaymak, krema, mayonez, cipsler, soslar,
kuruyemişler gibi enerji değeri yüksek, öte yandan hiçbir besleyici
değeri olmayan yağlı yiyeceklerden, kızartma ve kavurma işlemlerinden
olabildiğince kaçınmakta yarar var. Şeker ve şeker içeren besinler
(bal, reçel, pekmez, hazır meyve suları, gazlı içecekler, tatlılar vs)
kana tamamen ve hızla karışırlar. Pankreastan salınan insülin hormonu
ile kan şekeri düşer ve tekrar tatlı yeme isteği doğar. Dolayısıyla
şeker ve şeker içeren besinler kan şekerinde ani dalgalanmalara yol
açarlar. Halbuki şeker tadından vazgeçemeyenler için üretilen, şeker
yerine kullanılabilen, aynı tadı verebilen, sağlık açısından sakıncası
bulunmayan, düşük kalorili veya kalori içermeyen yapay tatlandırıcılar
ile kan şekerindeki dalgalanmaları ve tatlı isteğini ortadan kaldırmak
mümkün olabilir.
Suyun; alınan besinlerin sindiriminden, metabolik atıkların dışarı
atılmasına kadar her aşamada çok önemli görevleri bulunur. Bu nedenle
günlük sıvı tüketimi arttırılmak gerekir. Katkısız, en iyi çözücü su
olduğu için günde 8-10 bardak su içilmesi tavsiye edilir. Diyet
yaparken çay, kahve, bitki ve meyve çaylarını şekersiz ya da en azından
yapay tatlandırıcılar ile gazlı içeceklerin de light olanlarını tercih
edin.
Ayrıca posalı yani lifli besinlerin tüketimi arttırın. Posalı besinler
kan şekerini, kan basıncını (tansiyonu) ve kan kolesterolünü istenilen
seviyede tutmaya yardımcı olur. Midede, su ile birlikte hacimlerinin 20
katı kadar şişerler; tokluk, doygunluk hissi sağlarlar. Ayrıca
dışkılama sayısını ve sıklığını arttırırlar. Kabızlık şikayeti varsa
ortadan kalkar, böylelikle kilo vermeye de yardımcı olurlar. Kalın
bağırsak kanserinden koruyucu etkileri de mevcuttur. Bu yüzden haftada
2-3 kere kurubaklagil yemeği yenilmesi önerilir. Buğday ekmeği yerine
kepek, çavdar, yulaf ekmeğini; pirinç yerine de bulguru tercih etmeniz
önerilir. Hatta pirinç, makarna, erişte ve unun da kepekli olanlarını
kullanmak daha sağlıklı olur. Sebze ve meyveler de posa içerir. Ancak
posaları kabuk ve kabuğa yakın yerlerde bulunduğu için, soyulmadan
yenilebilenleri iyi bir şekilde yıkadıktan sonra kabukları ile tüketmek
her zaman için daha yararlı olur.
Diyete ilave olarak mutlaka spor da yapılması gerekir. Dünya Sağlık
Örgütü en çok tempolu yürüyüşü öneriyor. Bunun dışında; çok hafif
tempoda koşma, bisiklete binme, yüzme, tenis, aerobik ve jimnastik
tarzı kalbi çalıştıran sporlar yapılması da uygun görülüyor. Sporu asla
ödev olarak görmeyin. Unutmayın amaç; metabolizma hızını düşürmemek,
kilo verirken bir noktada ağırlığın sabit kalmasını önlemek, verilen
kiloların kalıcı olmasını sağlamak ve en önemlisi sağlıklı yaşama adım
atmaktır. Sonuçta “1 saat” dediğimiz günün sadece % 4’üdür.
Uzman Diyetisyen M. Turgay Köse
|
Tarih: 15:42, 13/3/2007 Kategori: Diyet |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Sağlık Bakanlığından Diyet Uyarısı
Sağlık Bakanlığı, sağlıksız zayıflama diyetlerinin önemli sağlık
sorunlarına yol açtığını hatırlatarak, diyette kilo kaybının haftada
0.5-1 kilogramı geçmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Kısa sürede hızlı kilo kaybı sağlayan, çok düşük enerjili, şok
diyetlerle tek tip besine dayalı diyetlerin, yorgunluk, kusma, kalp
ritminde bozukluk, tansiyon düşüklüğü, adet düzensizliği, kuru cilt,
saç dökülmesi gibi birçok sağlık sorununu da beraberinde getireceği
vurgulandı.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden yapılan
açıklamada, sağlıksız zayıflama diyetlerinin, önemli sağlık sorunlarına
yol açtığı bildirildi. Açıklamada, doktor kontrolü olmadan uygulanan
sağlıksız diyetlerin, baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, sinirlilik,
yorgunluk, bulantı, kusma, ishal, kabızlık, safra ve böbrek taşı,
kalpritminde bozukluk, tansiyon düşüklüğü, adet düzensizliği, kuru
cilt, saç dökülmesi gibi sağlık sorunlarına neden olduğu ifade edildi.
Kısa sürede hızlı kilo kaybı sağlayan, çok düşük enerjili şok
diyetlerle tek tip besine dayalı diyetlerden kaçınılması gerektiği
vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Zayıflama diyetleri uygulanmadan önce öncelikle, boya uygun ağırlık
saptanmalı, uygun ağırlık söz konusu ise kilo almaktan kaçınılmalıdır.
Kilo fazlalığı ve şişmanlık varsa önce ağırlık artışı önlenmeli, daha
sonra ağırlık kaybı hedeflenmelidir. Aşırı ve hızlı ağırlık kaybından
mutlaka uzak durulmalıdır. Ağırlık kaybı için bireyin cinsiyeti, yaşı,
boyu ve fiziksel aktivitesi dikkate alınmalı, kişinin beslenme
alışkanlıklarına uygun bir beslenme programı uygulanmalıdır.”
YAĞI ÇOK AZALTMAYIN
Zayıflama diyetlerinin bireye özgü olması gerektiği vurgulanan açıklamada, şu uyarılarda bulunuldu:
“Diyet tedavisi, mutlaka bir diyetisyen kontrolünde yapılmalıdır.
Ağırlık kaybı, haftada 0.5-1 kilogramı geçmemelidir. Diğer bir deyişle
kişi yavaş ve uzun bir sürede zayıflamalıdır. Yağlı besinler tokluk
hissi verdiği ve yağda eriyen A, D, E ve K vitaminlerinin vücutta
kullanımını sağladığı için, diyetin yağ miktarıçok azaltılmamalıdır.
Günlük enerjinin yaklaşık yüzde 25-30’u yağlardan sağlanmalıdır.
Sağlıklı beslenmede yağ türüne de dikkat edilmelidir. Yemeklerde
kullanılan yağın bir kısmının zeytinyağı ve fındık yağı, bir kısmının
da mısırözü, soya veya ay çiçek gibi bitkisel sıvı yağlar olmasına özen
gösterilmelidir. Ancak aşırı yağlı besinler ve kızartmalardan
kaçınılmalıdır.”
Açıklamada, diyette, tatlı, pasta gibi şekerli besinlerin tüketiminin
azaltılması, kuru baklagiller grubuna giren nohut, mercimek, kuru
fasulye gibi kompleks karbonhidratların tüketiminin isedaha çok tokluk
sağladığı için artırılması önerildi.
GÜNLÜK 2-3 LİTRE SU
Diyetlerin posa yani lif içeriğinin yüksek olması gerektiği belirtilen
açıklamada, posalı yiyecekler grubuna giren, sebze, meyve, kuru
baklagiller, kepekli un ve ürünlerin, kişinin midedeki sindirimini ve
mide boşalma hızını yavaşlatarak tokluk hissini uzattığı, kilo
kaybetmesine yardımcı olduğu bildirildi.
Açıklamada, sıvı tüketiminin önemine işaret edilerek, sağlıklı birkilo
kaybı için günlük en az 2-3 litre su tüketilmesi gerektiği belirtildi.
İnsan vücudunun normal fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için bütün
besin öğelerine gereksinim duyduğu vurgulanan açıklamada, yeterli ve
dengeli beslenmenin, dört besin grubunda bulunan besinlerin yeterli
miktarda tüketilmesiyle sağlanacağı ifade edildi. Zayıflama
diyetlerinde günlük alınacak enerji ile karbonhidrat, protein, yağ ve
diğer besin öğelerinin miktarının, belirli oranlarda ve dengeli olması
gerektiği belirtilen açıklamada, zayıflama diyeti uygulayan kişilerin
günde 3 ile 6 öğün arasında sık sık ve azar azar beslenmeleri gerektiği
ifade edildi.
Açıklamada, “Sık aralıklarla beslenme, gereğinden fazla yemeyi önler,
acıkmayı geciktirir ve bir sonraki öğünde besin alımını azaltır”
denildi.
Kaynak: AA |
Tarih: 12:26, 5/2/2007 Kategori: Diyet |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Diyet Yaparken Nelere dikkat etmeli
Diyet yaparken nelere dikkat etmeli!

Sık sık, azar azar beslenmek metabolizmayı hızlandırdığı gibi, yavaş
yemeyi de sağlar. Aç kalmak ve öğün atlamak, bir sonraki öğünde hem
hızlı hem de fazla yemek yenilmesine neden olur.
Kilo fazlası olanlar genelde öğün atlayarak, hiçbir şey yemeyerek sonuç
almaya çalışır. Böyle bir davranış, vücudu açlıktan ölme paniğine
sürükler ve ‘kıtlık’ moduna geçen metabolizma yavaşlar, yağ yakmak
yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama yoluna gider. Bu
nedenle başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmaması ve 2.5 - 3
saatlik aralıklarla beslenilmesi gerekir.
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2000 yılı sağlık raporunda şişmanlık, “vücutta
fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi
edilmesi gereken bir sağlık sorunu” olarak tanımlanıyor. Aşırı besin
alımı, yetersiz fiziksel aktivite, kalıtım, nöroendokrin etmenler,
psikolojik sorunlar, cinsiyet, eğitim düzeyi, evlilik, doğum sayısı,
sigarayı bırakma, alkol kullanımı gibi faktörlere bağlı olarak gelişen
şişmanlık tek başına olduğu gibi komplikasyonları ile de yaşam süresini
kısaltan ve yaşam kalitesini düşüren ciddi bir hastalık.
Komplikasyonları arasında ilk akla gelenler: Kalp-damar hastalıkları,
hipertansiyon, şeker hastalığı, bazı kanser türleri, solunum
rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, safra kesesi hastalıkları, eklem
hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık... şeklinde sıralanabilir.
Çağımızın bu önemli sağlık sorununu çözmek için ne yapmalıyız? Her gün
gazete, dergi, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçlarında
onlarca “şok diyetler” ile karşılaşıyoruz. Genel ilkeleri benzer
olmakla birlikte diyet mutlaka “kişiye özel” olarak hazırlanmalı. Çünkü
herkesin metabolizması farklılıklar gösterir, tıpkı parmak izi gibi.
Öte yandan kilo fazlası olanlar genelde aç kalarak, öğün atlayarak,
hiçbir şey yemeyerek sonuç almaya çalışır. Böylesi bir davranış, vücudu
açlıktan ölme paniğine sürükler ve “kıtlık” moduna geçen metabolizma
yavaşlar, yağ yakmak yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama
yoluna gider. Buna karşılık sık sık, azar azar beslenmek metabolizmayı
hızlandırdığı gibi, yavaş yemeyi de sağlar. Aç kalmak ve öğün atlamak,
bir sonraki öğünde hem hızlı hem de fazla yemek yenilmesine neden olur.
O nedenle başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmamalı, 2.5 - 3
saatlik aralıklarla beslenilmelidir.
Katı margarin, tereyağı, kaymak, krema, mayonez, cipsler, soslar,
kuruyemişler gibi enerji değeri yüksek, öte yandan hiçbir besleyici
değeri olmayan yağlı yiyeceklerden, kızartma ve kavurma işlemlerinden
olabildiğince kaçınmakta yarar var. Şeker ve şeker içeren besinler
(bal, reçel, pekmez, hazır meyve suları, gazlı içecekler, tatlılar vs)
kana tamamen ve hızla karışırlar. Pankreastan salınan insülin hormonu
ile kan şekeri düşer ve tekrar tatlı yeme isteği doğar. Dolayısıyla
şeker ve şeker içeren besinler kan şekerinde ani dalgalanmalara yol
açarlar. Halbuki şeker tadından vazgeçemeyenler için üretilen, şeker
yerine kullanılabilen, aynı tadı verebilen, sağlık açısından sakıncası
bulunmayan, düşük kalorili veya kalori içermeyen yapay tatlandırıcılar
ile kan şekerindeki dalgalanmaları ve tatlı isteğini ortadan kaldırmak
mümkün olabilir.
Suyun; alınan besinlerin sindiriminden, metabolik atıkların dışarı
atılmasına kadar her aşamada çok önemli görevleri bulunur. Bu nedenle
günlük sıvı tüketimi arttırılmak gerekir. Katkısız, en iyi çözücü su
olduğu için günde 8-10 bardak su içilmesi tavsiye edilir. Diyet
yaparken çay, kahve, bitki ve meyve çaylarını şekersiz ya da en azından
yapay tatlandırıcılar ile gazlı içeceklerin de light olanlarını tercih
edin.
Ayrıca posalı yani lifli besinlerin tüketimi arttırın. Posalı besinler
kan şekerini, kan basıncını (tansiyonu) ve kan kolesterolünü istenilen
seviyede tutmaya yardımcı olur. Midede, su ile birlikte hacimlerinin 20
katı kadar şişerler; tokluk, doygunluk hissi sağlarlar. Ayrıca
dışkılama sayısını ve sıklığını arttırırlar. Kabızlık şikayeti varsa
ortadan kalkar, böylelikle kilo vermeye de yardımcı olurlar. Kalın
bağırsak kanserinden koruyucu etkileri de mevcuttur. Bu yüzden haftada
2-3 kere kurubaklagil yemeği yenilmesi önerilir. Buğday ekmeği yerine
kepek, çavdar, yulaf ekmeğini; pirinç yerine de bulguru tercih etmeniz
önerilir. Hatta pirinç, makarna, erişte ve unun da kepekli olanlarını
kullanmak daha sağlıklı olur. Sebze ve meyveler de posa içerir. Ancak
posaları kabuk ve kabuğa yakın yerlerde bulunduğu için, soyulmadan
yenilebilenleri iyi bir şekilde yıkadıktan sonra kabukları ile tüketmek
her zaman için daha yararlı olur.
Diyete ilave olarak mutlaka spor da yapılması gerekir. Dünya Sağlık
Örgütü en çok tempolu yürüyüşü öneriyor. Bunun dışında; çok hafif
tempoda koşma, bisiklete binme, yüzme, tenis, aerobik ve jimnastik
tarzı kalbi çalıştıran sporlar yapılması da uygun görülüyor. Sporu asla
ödev olarak görmeyin. Unutmayın amaç; metabolizma hızını düşürmemek,
kilo verirken bir noktada ağırlığın sabit kalmasını önlemek, verilen
kiloların kalıcı olmasını sağlamak ve en önemlisi sağlıklı yaşama adım
atmaktır. Sonuçta “1 saat” dediğimiz günün sadece % 4’üdür.
Uzman Diyetisyen M. Turgay Köse
|
Tarih: 12:25, 5/2/2007 Kategori: Diyet |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|